Bir yıla yakın bir zamandandır Siverek’te eğitimle ilgili kampanyalar süre gelmektedir.”SİVEREK EĞİTİMDE BULUŞİYOR” Kampanyası bir yıl geçmesine rağmen istenilen, arzulanan boyutta, maalesef ulaşılamadı. Eğitim İle ilgili kampanyalar SİVEREK kaymakamı Sayın Mahmut HERSANLIOĞLU tarafından organize edilmektedir. Sayın kaymakamımız Siverekli iş adamlarından yaklaşık 100 yakın kişiyi ziyaret ederek destek sunmalarını talep etti. İşadamlarımız söz vermelerine rağmen sözlerini yerine getirmedikleri görülmüştür.
Kampanya çerçevesinde yaklaşık 600 bin TL toplanmış olup nereye harcandığı yaklaşık 2 ay önce kaymakamlık tarafında basın yoluyla kamuoyuna açıklandığı gibi, aynı zamanda kimlerin destek sağladığı da açıklanmış.
Geçen hafta sayın kaymakamımız kampanya çerçevesinde Diyarbakır Siverekliler Derneğini ziyaret ederek Diyarbakır’daki iş adamlarında Siverek eğitimde buluşuyor kampanyasının amacını anlatarak destek sunmalarını talep etti.
Kaymakam beyin konuşmalarında dikkatimi çeken iki konuya sizinde dikkatinizi çekmek ıstarım. Siverek halkının yüzdede yirmi beşinin okuryazar olmadığını, okulların devamsızlıkta yanılmıyorsam Türkiye birincisi olduğunu açıkladı.
Kaymakamın konuşmasının ardında Siverek derneğinde bulunan Sivereklilerin destek vaadinin ardında söz alan Avukat Sayın Mustafa ÖZER kendi dönemlerinde her üniversitede okuyan Siverekli bir gence rastlanmak mümkündü. Siverekli eğitime önem veren ilçelerden birisi olduğunu vurguluyordu.
Sayın kaymakamımız getirdiği “SİVEREK EĞİTİM GÖNÜLLERİ VAKFI” kurulmalıdır önerisi kayda değer somut bir öneri olduğu görüşünde olduğum için eğitimle ilgili her türlü görev alacağımı belirtmek isterim.
“Siverek eğitimde buluşuyor” kampanyası “Siverek okuyor” ve “ her kuruma bir kütüphane kuralım” ilkesiyle yeniden start aldığı bu günlerde her kes bu kampanyaya destek vermelidir.
1980 öncesi gençlik, esnaf, halk, memur ve öğrenci ve öğretmen kesimi duyarlı, araştıran, okuyan, eğitime önem veren ve eğitimin önemi anlamak bakımından bu günden daha ileri bir aşamadaydı. O dönemlerde okuma yazma oranı bu güne oranla az olmasına rağmen, okuma yazması olan her kesin elinde veya cebinde bir günlük gazetesi vardı. Her kıraathanede bir günlük gazete bulunurdu. Kıraathane sakinleri ve gazetesi olanlar ya gazetesini veya kıraathaneni gazetesini okurlardır. Yine o dönemin gençliği sık, sık kitap okurdu, okudukları kitapları birbirleriyle değiş, tokuş ederek bir kitabın birden fazla okucuya ulaşmasını kendisine ilke veya ahlak edinmişlerdi. Çünkü kitaplarda kalan ve raflarda tozlanan bilgilerin bir anlam ifade etmediklerinin bilincindeydiler. Kitlelere ulaşmayan bilgi, bilgi değildir görüşünü taşımaktaydılar.
Bu gün ile 1980 öncesini kıyasladığımız zaman bu gün geçliğin, öğretmenin, öğrencinin, esnafı yıllar öncesine göre okumadığını rahatlıkla görebiliriz. İlce merkezinde 112000 kişinin yaşadığı, takriben 20 bin haneli bir ilçeye gelen günlük gazete sayısı 1500 adet ve gelen gazetelerin 1/3 geri olarak iade edildiği bir ilçede gazete okunduğu iddia edebilir misiniz?
Yine 1980 öncesi SİVEREK’te Şeytan kücesındeki kitapçı Zülfikar KARATAŞ’IN dükkânında her türlü romana, hikâyeye ve bilimsel, kültürel, siyasal ve felsefi kitapları bulmak mümkündür. Bu gün ise ilçemizde onlarca kırtasiyeci bulunmasına rağmen, o dönemdeki kitaplara ve bu gün çıkan, bu gün yayınlanan kitaplara rastlanmak mümkün değildir. Düşünebiliyormusunuz; yaklaşık 250 bin kişinin yaşadığı bir ilçede kitap evinin bulunmaması ne kadar acı verici bir durum.
Şu soruyu sormak gerekir Neden 1980 öncesi okuyan bir SİVEREK şimdi okumuyor? Aslanda bu soru bütün Türkiye’ye sormak gerekir. Neden Türkiye okumuyor? SİVEREK okumuyor veya okuyamıyor? Neden 1980 öncesi duyarlı bir gençlik veya toplum yok?
Sorduğum soruya geçenlerde izlediğim “bu son olsun” adlı sinema filminde bir sahneyi anlatarak cevap vermek istiyorum. Film 12 Eylül 1980 askeri darbe döneminde evsiz, barksız, parklarda, köprü altında ve sur diplerinde yaşayan kimsesizleri ve darbenin kimsesizlere, sokakta yaşayanlara bakışını anlatan bir sinema filmi.
12 Eylül 1980 darbesinin ardında, her darbede olduğu gibi; sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Bu yasağı ihlal edenler sorgusuz, sualsiz gözaltına alınırlardı. Evlere baskınlar düzenlenir, kapılar kırılır yaka parça insanlar gözaltına alınır, tartaklanır. Sokaklarda komutanın öncülüğündeki devriye sokaklarda gezerken sokakta yaşayanlara rastlanır. Sokağa çıkma yasağı olduğunu evlerine dönmelerin gerektiği söyle. Sokakta yaşayanlar ise evlerin olmadığını sokakta yaşadıklarını, surları göstererek evlerin sur altındaki yere serili kartonlar, gazeteler ve mecmualar olduğunu söylerler. Evsizle ve komutan arasında bu konuşmalar geçerken, askerler tarafından sur altında aramalar yapılır ve aramalar sırasında ses ve hayat mecmualarına rastlayan bir asker komutana yaklaşarak yasak yayın bulduk der. Komutan alın der nasıl olsa mahkemeler bir suç bulurlar diyerek evsizleri gözaltına alarak tutuklar. Tutuklanan evsizler iki üç yıl bir yargılama sonucu suçsuz görülerek berat edilirler.
Anlattıklarım sinema filminde bir sahne, bir kare olmasına rağmen 12 Eylül 1980 de yaşanan gerçeklerdir. O dönemlerde bu tür olaylar yaşamıştır. O dönemde yakalanan işkence gören ve tutuklanan insanların anlattıkları anıları arasında ve mahkeme tutanaklarında rastlanmak mümkündür. Her okuyana potansiyel suçlu gözle bakılmıştır. Kitaplar, dergiler, mecmualar içeriğine bakılmaksınız toplatılmış, yasaklar konularak yayınlanması ve satılması yasaklanmıştır. Rast gele yapılan ev baskınlarında bu tür yayınlara rastlanıldığında bu yayınları okuyanlar yıllarca cezaevlerinde tutuklu kaldıkları görülmüştür. Yayın evleri imtiyaz sahipleri ve çevirmenler tutuklanmışlardır. Gazetelere sansür konulmuş, gazeteler kapatılmış, gazete imtiyaz sahipleri ve yazarları tutuklanmışlardır.
Kitapların, dergilerin, yayınların ve gazetelerin yasaklandığı, toplatıldığı, okuyanlara potansiyel suçla bakıldığı bir toplumda okuma alışkanlığı oluşturmak veya yaygınlaştırmak ne derce sağlanabilir?
Okuma alışkanlığının yayılması ve kitleselleşmesi için ebetteki yerel yöneticilerin bu tür adımları atması olumlu bir davranıştır. Olumlu bir davranış olmasına rağmen yeterli değildir. Kitaplar, dergiler, yayınlar üzerindeki baskıcı ve yasakçı zihniyetin kalkmasıyla okuma alışkanlığı kitleselleşecektir.
Tüm olumsuzluklara rağmen, Siverekliler inadına okumalı aydınlık dolu güneşli günleri kucaklamalıdırlar.